Damdan Düşen Anne – Filiz Günsur

Filiz Günsür, 2 çocuk annesi. 15 yaşında “üstün zeka” tanılı bir kızı, 12 yaşında da iki kere farklı tanılı bir oğlu var. Eğitimini Turizim İşletmeliği alanında tamamlamış olsa da asıl ilgi alanı, her zaman sosyal pedagoji ve eğitim bilimiymiş. Sosyal hizmet kurumlarında gençlere rehberlik ve destek eğitimi bölümlerinde görev almış.
Diğer yandan tüm vaktini çocuklarına ayırmış.
Gönüllü olarakta, toplum adına bir çok çalışmalar başlatıp içinde yer almış.

Şu an Üniversite’de “Sosyal Pedagoji” bölümünüde okuyan Filiz Günsür, aynı zamanda bir sosyal hizmet kurumunun eğitim bölümünde, bilimsel bir çalışmanın koordinatörlüğü yapmakta. Ayrıca yeni çıkmış olan “Damdan Düşen Anne” kitabının yazarı.

image2
Õ
Anne olmak nasıl bir duygu?
-Anne olmak tarifi zor birşey. Anne olmayan birisine istediğiniz kadar detaylı anlatın her zaman eksik kalır.
Herşeyden önce insanın kendi ‘kişisel gelişim yolculuğu’ olduğunu düşünüyorum.
Bir anda bambaşka öncelikleriniz, kaygılarınız veya sevinçleriniz olabiliyor. Biraz metamorfoz gibi
Annelik aynı zamanda çok dinamik bir süreç. Her dönem için yeni şekillenmeniz gerekiyor. İlk başta tamamen çocuğunuzun temel ihtiyaçlarına yoğunlaşırken, daha sonra bir rehber gibi çocuğunuza eşlik etmeniz ve yirmili yaşlarında sizden bağımsız olabilmesi için hazırlıklar yapmış olmanız gerekiyor. Bunlar sosyal ve duygusal olarak çok yoğun yaşanan süreçler…

İlk annelik günleriz nasıl geçti?
-Kızım sarılıklı doğuduğu için ilk bir ay hep uyudu. ‘Herkes boşuna gözümü korkutmuş’ dememe kalmadı, neye uğradığımı şaşırdım. Ondan sonra kızım hep çok az uyuyan, emdiği sütün neredeyse tamamını kusan ve mızmız bir bebekti.

Anne olmanın sizi en zorlayan tarafı ne oldu?
-İki çocuğumda da, ilk bir yaşına gelene kadar olan zaman dilimleri. Fiziken çok yorulduğumu hatırlıyorum.

Ve günler çabuk geçiyor. Kızınızda size farklı gelen nasıl belirtiler vardı? Üstün zeka olduğunu kaç yaşlarında fark ettiniz?
-Çok çabuk öğreniyordu. Ne gösterseniz hemen anlıyor olması dikkatimi çektmişti, ancak bunu bir ‘üstün zeka’ belirtisi olarak düşünmemiştim. Aklımdan test yaptırmayı da geçirmemiştim. Çok daha sonra, kızım ilkokula başlamadan, devam ettiği anaokulun PDR’si benimle görüşmek istedi. Kızımla bir test uyguladığını söyledi ve daha kapsamlı bir tanılama için, başka bir kuruma yönlendirdi.

Okul öncesi dönemde yönlendirilme sonuçu tanı konuldu yani. O anda neler hissettiniz?
-Evet, gittiğimiz kurumda WISC-R testi uygulandı ve ‘üstün zekalı’ olarak tanılandı. O gün elimden kontrolü kaybetmiş gibi hissettim! Gelecek ile ilgili kaygı duydum ve çocuğumun ihtiyaçlarını yeterince karşılayamayacakmışım gibi endişelere kapıldım. Testi uygulayan bazı uzmanların maalesef velileri sakinleştireceklerine, daha çok kaygılanmalarına yol açabiliyorlar.
O an bir uzmandan ziyade, daha çok bu konuda deneyimli ebeveynlere ihtiyaç duydum. Çok araştırdım ama malesef bulamadım.

Tanılı olduktan sonra hayatınızda ne değişti?
-Çok fazla okumaya ve araştırmaya yoğunlaştım. Bu konuyu iyice öğrenmeliydim. Kafamda iyice oturmasını istediğim için, her fırsatta eğitimlere katıldım, yurtdışı kaynakları taradım ve uzamanlar ile görüşüp bilgi aldım.

Peki tanı konulmasının çocuğunuza bir faydası oldu mu?
-Evet oldu. Bir eğitim kurumu 16 kişilik bir sınıf açmıştı, kızımda bir takım elemelerden geçerek o sınıfa girmeye hak kazandı. 5 yıl o sınıfta özel eğitim aldı.

Çocuğunuzla ilgili yaşadığınız zorluklar nelerdi?
-Mükemmeliyetçilik ve üstün hassasiyet.
10-11 yaşına kadar, kızımın bir şeye ağlamadığı bir gün geçmezdi. Sonbaharda ağaçtan bir yaprak düşmesi bile onun için çok üzücü olabiliyordu. Sınıfta bir öğrenci azar işittiğinde, o çocuk kim bilir neler hissetmiştir diye akşama kadar düşünceli ve mutsuz olurdu.
Onun bu durumları beni çok zorladı. Saatlerce konuşup onu tekrar toparlamak ya da motive etmek çok sabır gerektirdi.

Artı yanları nelerdir?
-Çok aşırı meraklıydı ve bana yönelttiği, cevaplayamadığım soruları çok hoşuma gidiyordu. Birlikte araştırıp öğreniyorduk. O anlar çok keyfli oluyordu. Çoğu zaman yaşına göre çok olgun davranıyordu. O zamanları onunla vakit geçirmek, benim için bir arkadaşla vakit geçirmek gibiydi.

Eğitim hayatı hakkında nasıl kararlar verdiniz? Ne gibi zorluklar yaşadınız?
-İlk 5 yıl özel homojen bir sınıfta okudu. Bunun çok fazla artısını görsemde bazı eksileri de oldu. 6. Sınıfta karma bir sınıfa aldım, böylece kendini daha iyi tanıyabildi. Güçlü ve zayıf yönleri daha belirgin ortaya çıkmış oldu.
Karma sınıfta çok fazla tekrar yapılması biraz sıkıntılı oldu ama öğretmenlerin bazı ek çalışmalarıyla bunları dengeleyebildik.

Çocuğunuzun ne gibi hayalleri var? Bunlara ulaşma yolunda ilerleyebildi mi?
-Hayali, bir gün TED talks da konuşmacı olabilmek.
Bu konuda bir çok yere konuşmacı olarak davet edildi ve deneyim kazamanya devam ediyor.
Çok küçükken gökcisimleri çok fazla ilgisini çekiyordu. Bu konuda gözlemler yaparak ve bazı projeler hazırlayarak epey ilerledi diyebilirim. Biyoloji konusunda da öyle. Hayvan davranışları konusunda çok fazla kitap okudu ve seminerlere katıldı. Küçüklüğünden beri hala matematik ve fizik için heyecanlanabiliyor olsa da hayvanlar ve biyoloji daha ağır basıyor.
Hedefi ileride biofizik veya bioteknoloji gibi bir alanda akademisyen olmak. Ancak kesin konuşmayı da sevmiyor, ‘kim bilir o zamana kadar daha ne seçenekler karşıma çıkar?’ diyor 🙂

Onun açısından durum nasıl, hayata bakış açısı nedir?
-Çok yönlü, programlı, pozitif, girişimci ve çalışkan birisi. Çalışmadan hiç bir yere varamayacğını biliyor.

Sizin anne-çocuk ilişkiniz nasıl?
-İyi, klasik bir anne-çocuk ilişkimiz yok. Birbirimizi eleştiririz. Davranışlarımızı değerlendiririz. İyi gitmeyen birşey varsa, oturup konuşarak orta yolu buluruz.
Kızım ergenlikte olmasına rağmen şimdilik kavga gürültümüz pek olmadı. Birbirimize saygılı davranıyoruz. Çocuklarımla beraber koyduğumuz kurallar var. Bunları uyguduğumuz sürece ciddi bir sorun yaşayacağımızı düşünmüyorum. Birlikte vakit geçirmekten keyif alıyoruz.

Kardeşi ile arası nasıl? Aralarında nasıl bir denge kurdunuz?
Araları iyi, arkadaşça diyebilirim. Odaları ayrı olmasına rağmen genelde aynı odada vakit geçiriyorlar. Tabii ki arasıra farklı görüşte olup birbirlerinden ayrı olmak istedikler oluyor (ki gayet doğal) ama genel manada birlikte mutlular. Bağırma, aşağılama, saygısız tutumlar vs olmaması önemli, onlar çok şükür yok.

Ne kadar etkisi oldu bilemiyorum ama özellikle ikisini birbirlerine muhtaç bırakmaya çalıştım ve kavga olduğunda, bir gün sonrası hep beraber oturup, birbirleriyle konuşarak kendileri bir çözüm bulmalarını alıştırdım. Ben mümkünse karışmamaya, gerektiğinde sadece moderatörlük yapmaya özen gösterdim.

Ve bir kitabınız çıktı? Bu süreç nasıl gelişti?
-Başta da belirttiğim gibi, kızıma bu tanı ilk konulduğunda, bir uzamandan çok bu süreçleri yaşamış bir anneye ihtiyaç duydum. O yüzden bugüne kadar yaşadığım süreci ve konu itibari ile önemli bulduğum herşeyi bir araya toplayarak, ‘Damdan Düşen Anne’ kitabının, ihtiyaç duyan herkesin yardımına koşmasını istedim.
Arkadaşlarım da beni bu konuda destekleyince, böyle bir girişimde bulundum.

Diğer annlere bir tavsiyeniz var mı, ne demek istersiniz?
-Özel eğitim üzerinde çok fazla duruluyor. Evet önemli, ama anne babanın çocuğuna örnek bir rol modeli olmasını, her şeyden önemli olduğunu düşünüyorum. Çocukların kişiliklerini anne baba ve yakın çevrelerin şekillendirdiğine inanıyorum.

Geçenlerde yeni okuduğum, ancak söz sahibini bilmediğim bir özlü söz konuyu çok güzel özetlemiş…
‘öyle bir yaşayın ki, çocuklarınız sizi taklit ettiğinde mutlu olun!’

Kitaplarda veya seminerlerde verilen genel tavsiyeler oluryor. Bunlar dikkate alınmalı, ancak asıl olan, kendi çocuğunuzun bireysel ihtiyacına bakıp ona göre ilerliyor olmanız. Çocuklar aynı tanıyı almış olsalarda, kendi aralarında çok farklı olabiliyorlar.

Birde şunun altını çizmek isterim. Ebeveynler asıl mesele zekayı geliştirmek ve çocuğa bilgi yüklemekmiş gibi düşünebiliyorlar. Yazmayı ve okumayı erkenden öğrenmeleri çok önemli değil.

O yaşlarda çok daha önemli olanlar ‘teşekkür etme’yi bilmeleri, ‘lütfen’ veya ‘özür dilerim’ diyebilmeleri ve oyun kurabilmeleri. Bu değerler erken yaşta oturmazsa, ancak kırkından sonra oturabilir.

Başarı getiren genelde sosyal beceriler ve çabadır. İnsan ilişklilerini geliştirebilmesi için, çocuklarınıza farklı ortamlar hazırlamanız faydalı olacaktır. Şu an deneyim kazanma zamanı! Oturup sadece test çözerek ya da kitap okuyarak donanımlı bir birey yetişmesi mümkün değil. Okul dışı etkinlikler, sosyal yardım projeleri, sanat, müzik, spor, doğa etkinlikleri takip edip ailecek katılmak bir çok güzellikleri yanında getirecektir.

BİR ÇOCUK BÜYÜRKEN; Bir anneyi damdan düşmüşe çevireceği gibi, göklere de çıkarabilir. Birlikte yaşayınca herşeyi, destek olunca, o zaman gerçekten büyüyoruz bereberce. Yazdığı kitabı sayesinde tanıdığım, cesur anne Filiz hanıma ve güzel çocuklarına, mutlu ve farkındalık dolu yarınlar diliyorum.
İyiki varsınız…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir