POZİTİF DİSİPLİN -1

Günümüzde birçok ebeveyn çocuklarını ne kadar korumaları, ne kadar özgür bırakmaları gerektiği hakkında düşünmekte ve “Çocuğumun doğuştan gelen ve kendine özgü olan davranışlarını nasıl toplumca kabul edilen bir şekle dönüştürebilirim? Çocuğumu zarar vermeden nasıl disipline edebilirim? Bazı kurallara uymadığında ne yapmalıyım?” gibi sorulara yanıt aramaktadır.

Disiplin, bir davranış düzenidir. Yatma saatlerinin düzeni, televizyon seyretme, yemek saatlerinin düzeni, herkesin kendi eşyasını toplaması gibi her bireyden beklenen davranışları içeren bir düzen.

Her evin düzeni (disiplini) ve düzen anlayışı kendine aittir. Kimi evin disiplin kuralları daha katı, kimininki ise daha esnektir. Ancak önemli olan hangi kuralların, ne tür bir disiplinin uygulandığı değil, bu kuralların nasıl uygulamaya konulduğudur. Her zamanki gibi “ne”yin yapıldığı değil, “nasıl” yapıldığı.


Disiplin Yalnız Çocuklar İçin Değildir

İşin garibi, evlerinde disiplin sağlanamamasından yakınan birçok yetişkin, disiplini sadece çocuklara uygulanması gereken bir yaptırım olarak görürler. Sanki disiplin sadece çocuklar içindir, onların davranışlarını kontrol eden bir mekanizmadır. Sanki yetişkinlerin disipline ihtiyacı yoktur, çünkü onlar “büyüktür”.

Disiplinin inandırıcı olması için uygulayıcının da onlara uyması gerekir. Aslında gerçek disiplin, kişinin kendiyle başlar. Evde disiplinin yürümemesinin en önemli nedenlerinden biri, yetişkinlerin “dediğimi yap, yaptığımı yapma” felsefesiyle yaptırımlara girişmeleridir.


Biraz Düşünelim…

Acaba biz, çocuklarımızdan beklediğimiz disiplinli davranışların ne kadarını yapıyoruz? Peki, bunlardan hangilerini tekrar gözden geçirebilir veya değiştirebiliriz?

Yasak ve Öğüt Yerine, Örnek

Aslında hepimiz biliyoruz ki, gerçek öğrenilenlerin çoğu, sözle, öğütle değil, “yaşanarak” öğrenilir. Öğüt veya yaptırımlar yerine, çocuğa “yaşayarak örnek olunan” beklenir davranışlar çok daha etkili ve kalıcıdır.

“Ahmet 3 yaşına geldiğinde sabahları diş fırçalama işini eşim üstlendi. Sabah kalktıklarında, beraberce yüzlerini yıkayıp dişlerini fırçalıyorlardı. Sonra eşim tıraş olurken, Ahmet onu seyrediyordu. Ahmet için bu, bir tören şeklini almıştı. Sabahları elinde fırçası odaya geliyor ve «Hadi baba, gel dişimizi fırçalayalım.» diyordu. Doğrusu Ahmet, diş fırçalama disiplinine kolay girdi.”

Eğitimde ve birçok öğretilmek istenen davranışta olduğu gibi, disiplinde de en etkili yöntem, örnek olarak öğretmektir. Çocuk günlük yaşamında düzenli, beklenilen davranışları gösteren bir aile büyüğü ile yetişirse, normal yaşam şeklinin böyle olduğuna inanır, iyi alışkanlıklar geliştirir. Buna karşılık, düzensiz, tutarsız davranışlarda bulunan bir aile çevresinde büyüyen çocuksa, doğal yaşam tarzının bu şekilde olduğuna inanarak, istenilen davranışları göstermekte zorluk çeker.

Disiplin ve Yaşamın Tadı

Aslında, toplumumuzda disiplin, genellikle kayıtsız şartsız bir yaptırım olarak algılanır. “Otoriteni kullanmazsan tepene binerler”, “Çocuklar sıkı bir disiplin içinde büyütülmelidir, yoksa bir yere varamazsın”, “Eğer disiplinden bir gün fire verirsen tepene çıkarlar”.

Ancak, ev bir karargah değildir, çocuklar da mutlaka sindirilmesi gereken asiler… Salt disiplin adına evi yaşanmaz hale getirmek ve yaşamın tadını kaçırmak çok acıdır. Sağlanmak istenen düzen, bir güç kavgasına, o evde kimin sözünün geçtiğinin ispatına dönüşürse, sonuç disiplin değil, korkuyla uygulanan yaptırımlar olur.

“Sevda hanım, okuldan gelir gelmez çocukların banyoya girip yıkanmalarına özellikle önem vermekteydi. “Ben eve gelir gelmez hemen bir duş alırım. O kadar iyi gelir ki. Çocuklarımın da aynı disipline girmelerine özellikle özen gösteriyorum.” Ancak, çocuklar okuldan geldiklerinde banyoya girmek istemiyorlar ve şiddetle direniyorlar. Bu sebeple evde bitmez tükenmez kavgalar ve tartışmalar sürüp gidiyordu. Pek tabii, bu tartışmaların getirdiği kırgınlıklar diğer konulara da yansıdı; yemek saatleri, yatma saatleri tartışma, sürtüşme ve pazarlık haline dönüştü.”

Acaba çocukların her gün okuldan gelir gelmez banyoya girmeleri şart mı? Sevda hanıma eve gelir gelmez iyi gelen duş, herkese mutlaka iyi gelir mi? Banyo çocuklara daha uygun bir saate alınamaz mı? Sevda hanım, çocukları o saatte banyoya sokarak kazanacağı temizlik uğruna ne bedel ödediğinin farkında mı? Ev huzuru, evde yaşamın tadı, çocuklarıyla olumlu iletişimi, çocukların banyodan ve yıkanmaktan nefret etmeleri, evde bitmez tükenmez tartışmalar, kendisinin yıpranması, çocukların her şeyde inatlaşmaları… Olay temizlikten çok, bir güç kavgasına dönüşmedi mi? Banyo disiplininin tek yolu bu mudur?

“Gerçek disiplin, sevgi ve anlayış ister. Disiplin uğruna o evde yaşamın tadı kaçıyorsa, evde disiplin değil, yaptırım uygulanıyor demektir.”

Evin Disiplin Kuralları Nerede Yazar?

“Kızım yeni okula başladığında, elimize daktilo edilmiş bir kağıt verdiler. Burada okul giriş çıkış saatleri, öğle paydosları, kıyafet düzeni, nelerin giyilip nelerin giyilemeyeceği, hangi davranışların beklendiği gibi okulun disiplinine ait açıklamalar vardı. Okulun bunları yazmaktaki amacı, yeni bir ortama giren çocuğun yanlış bir şey yapıp ikaz almasına engel olmak, yani okulda sorunları azaltmaktı. Gerçekten yararlı oldu. Böylelikle yasak olduğunu düşünemediğimiz bazı davranışların yapılmaması gerektiğini öğrenerek kızımın boş yere ikaz edilmesine engel olduk.”

Ancak evdeki kurallar hiç bir yerde yazılı değildir. Çocuk evin kurallarını deneye yanıla öğrenir. Odasında oyuna dalmışken aniden hemen yemeğe gelmesi istenir; akşam yemekten sonra televizyon seyrederken aniden “Haydi geç oldu, yatma vakti geldi” denir. Çocuk direnirse azar işitir, olaylar büyüyebilir.

Evdeki kural ve beklentiler önceden açıklanmadığı gibi, aile bireylerinin, özellikle çocukların, buna uyması, bunları bilmesi beklenir. Uymazsa da kızılır, azarlanır…

“Okula yeni başlayan Emre, ilk günler eve döndüğünde hemen derse oturacağına kız kardeşiyle oyuna dalıyordu. Annesi Emre’ye “Dersini yaptın mı? Neden dersini bitirmeden oynuyorsun?” diye çıkıştı. Emre ağlamaya başladı, direndi. Emine hanıma “Daha çocuk okula yeni başladı. Eve gelir gelmez ders yapması gerektiğini belki de bilmiyor” denildiğinde, Emine hanım gayet emin bir tavırla, “Bilmez olur mu, bilmesi lazım. Okuldan gelince ilk işi ders yapmaktır. Bunu bilmeyecek ne var?” dedi. “Peki, bunu Emre’ye hiç anlattınız mı?” sorusuna da “Bunda anlatacak ne var? Bilinen bir şey. Okul dönüşü her öğrenci derse oturur” diye cevap verdi.”

Acaba Emre’ye ders çalışma disiplinini kim öğretti? Emre’nin çevresinde başka okul çocuğu yoksa, yani böyle bir davranışın yapıldığını görmemişse, ona da kimse bunu öğretmemişse, gerçekten eve gelir gelmez derse oturması gerektiğini bilebilir mi? Birkaç gün önce oyun çocuğu iken, aniden okul çocuğu olan Emre, yapılması gereken davranışlara vakıf olması beklenebilir mi? Ya da okuldan gelir gelmez hemen derse oturmasını beklemek ne kadar gerçekçi? Ders çalışması için birlikte bir zaman belirlemek ve biraz oyun oynamasına izin vermek daha sağlıklı olmaz mı?

Biz büyükler, bazı davranış ve beklentileri o kadar doğal karşılarız ki, açıklamaya bile neden görmeyiz ve yapılmayınca da kızarız.

Biraz Düşünelim…

Acaba evimizde yapılması ve yapılmaması gereken davranışlar açık olarak dile getiriliyor mu?

Yazının devamı…
Farkındalıkla…
imageEbeveynler Olarak, çocuklarımızın İLK Ve EN ÖNEMLİ yol göstericileriyiz.
Yaşam yollarında ve maceralarında onlara yardımcı oluyoruz.
Sevgili anne babalar;
Sizlere bu önemli yolculuğunuzda eşlik etmek benim için çok değerli bir paylaşım. Bebeklik döneminden başlayarak, karşılaşma olasılığınız olduğunu düşündüğüm ana konularda sizlere önerilerde bulunacağım. Yolumuz meşakkatli, bir o kadar da değerli. Çocuklarımız bizim geleceğimiz; avuçlarımızın içinde tuttuğumuz değerin farkında olmamız dileğiyle…
Psikolog Nazlı Avcıl ÖKKE

Kaynakça: Navaro, Leyla., Beni Gerçekten Duyuyor Musun, Remzi Kitabevi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir