Ben Bir Masal Uydurdum!

Aras’la yaptığımız market alışverişlerinde hafta sonu kalabalığındaysak ekstra stres oluyorum. Görüş alanımdan çıkarsa panikliyorum.
Ciddi ama yumuşak bir ses tonuyla; “Seni göremediğim zaman çok rahatsız oluyorum, burası çok kalabalık, lütfen beni görebildiğin yerlerde dolaş” dedim.

NOT:Bu şekilde uyarılar her zaman çok etkili oluyor, mutlaka bu şekilde deneyin. Sakin, yumuşak ama ciddi. Ne hissettiğiniz, neden, ne istediğiniz. İstemediğiniz değil!

Benim hayal dünyam çok gelişmiş değildir, hatta oldukça sığ. İyi kitap okurum ama masal anlatamam, bildiğim klasik masallar çok saçma, uydurma işine gelince beceremiyorum. Ya yanlış bir ana fikir üzerinden yanlış bir mesaj verirsem kaygısı var hep. Anlatmıyorum bu yüzden.

Ama bir akşam Aras tutturunca masal anlat diye, bu market hikayesi ile aynı zamanlar da, anlatayım hadi dedim.
Uyumadan önce anne kedi yavru kedi oluruz, koklaşırız bir güzel mırr mırr… Masal da böyle başladı. Ana fikir yabancılarla gitmemek, gayet mantıklı.
Anne kedi ve yavru kedi koklaşıp oynarken yavru kedi bir yaprakla oynama başlar, rüzgar uçurur kedi gider, tam yakalayacak yine uçar kedi peşinden gider, tam tuttu derken rüzgar yine eser yaprak bir arabanın altına kaçıverir. Yaprağın peşinden koşturan kedi artık yapraktan ümidini keser kafasını bir kaldırır annesinin yanından oldukça uzaklaştığını görür, etrafına bakınır annesini göremez. Başka bir kedi gelir miyav diye yaklaşır. “Gel ben seni annene götürürüm” der. Yavru kedi, ben bu kediyi tanımıyorum, öyleyse annemi tanıdığını hiç sanmıyorum diye düşünür.
“Teşekkür ederim ben annemin yanına gidebilirim” der ve geldiği yoldan rüzgara doğru gittiğinde anne kediyi görür. Anne kedide “aferin sana tanımadığın kişilerle gitmemen çok doğru bir davranış. Beni göremediğin yerlere, haberim olmadan gitmemelisin” der ve mır mırr koklaşıp oynaşmaya devam ederler…
Burda da masal biter.

Aferin dedim kendime çok güzel bir masal oldu hem mesajı da sağlam, süper.

Kötü geçen bir oyun grubu denemesinden sonra ki bu konuyu başka bir başlıkta anlatacağım, Aras’ın bana olan bağımlılığı arttı, ilk günlerde yan odaya gitmek bile istemedi bensiz birkaç günde şiddeti azaldı. Oyun grubu planını rafa kaldırdık rahatladı. Babasıyla markete falan gidiyordu, ben gitmiyorsam oda gitmemeye başladı. Napıcaz noluyo falan derken, geçen gece uykuya dalma aşamasındayken, “Anne neden senin göremediğin yerlere gitmemeliyim” dedi!

Ben şok! Off şu benim masal! Mesajı sağlam olan! Benim masalımdan sonra artık babasıyla birlikte markete gitme dahil olmak üzere bensiz hiç bir yere gitmeme durumunda şimdi. Bir masalın bize ettiğne bak. Güncel yaşanmış bir konunun üzerinde gidince ve anne kedi, yavru kedi rollerine girerek anlatınca dozu kaçırmış olduk. Oyun grubundan sonra tuz biber yapmış oldum üzerine.

Aras bana çektiği üzere takıntılı bir çocuk. Bir işi kim yapıyorsa onun yapmaya devam etmesini ister, deneyimlerine bağlıdır, olağan şeyler üzerinde değişiklik istemez. Eğer ben varsam su içmesi, giydirilmesi ya da herhangi basit birşey yapılacaksa anne yapacaktır. Anne yoksa diğer ihtimalleri değerlendirir. Bu durum bana bağımlılık gibi gelmiyor çünkü bende öyleydim. Hatta sonrasında tamammen kişiselleşip herşeyini sadece kendisi yapan biri oldum. İlk okul birde kendi saçını toplayıp, herşeyiyle kendi giyinen bir çocuktum çünkü yapılan yardımdan tatmin olmazdım. Aras’ta da durum aynı. Sadece ben yapınca içine siniyor çünkü aynı takıntılara sahibiz. Çorap ayağında jilet gibi duracak! Ama şuan bağımlı durumuna geçmiş bulunuyoruz çünkü bensiz bir yere gitmek istemiyor, babasıyla bile. Yalnız bakkala bile gidemiyorum oda benimle geliyor. Zaten ayrılmamız gereken bir durum olmuyor sürekli beraberiz. Ama ayrılma kaygısı hat safhada bu aralar.

Yani bu aralar derdimiz böyle. Bir güzel yanlış anlaşıldığımı asıl anlatmak istediğim şeyin ne olduğunu, benim haberim olduktan sonra eğer istiyorsa tanıdığımız biriyle ben olmadan vakit geçirebileceğini anlattım. Sanki bir rahatlama oldu kafa olarak.

Başka nasıl bir yaklaşımla müdahele etmeli, ya da hiç üstelememeli mi?
Daha fazla nasıl durumu düzeltebilirim pek bilemiyorum…
Yetiş canım psikoloğum…

Ve sevgili psikoloğumuz Nazlı Avcıl Ökke’nin konu ile ilgili yorumu;
“Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla methodu” 🙂 Anaokulunda da çocuklarımıza bazı mesajları direkt söylemek yerine masalları kullandığımız çok olmuştur. Her zaman iyi niyetliyizdir masalları anlatırkaen. Ama öyle zamanlar olur ki amacımızdan farketmeden uzaklaşıvermişiz ve farketmeden küçük küçük kaygı tohumları ekivermişiz minik gönüllere. Telaş yapmamak, kendimizi suçlamamak çok önemli. Çünkü bunun bir geri dönüşü var! Ve inanin bizler de böyle böyle büyüyeceğiz çocuklarımızla. Önemli olan dürüstçe, yaşa uygun, açık, net ve uzun olmayan cümlelerle durumu açıklamak.

Olay anında eğer duygusal anlamda zorlandığıni hissediyosan hiç zorlama seninle kalsın. Konu orda kapansin. Daha sonra, ağlaması bittikten, sakinlestikten sonra gel seninle biraz sohbet edelim diyerek konu hakkinda küçük bi sohbet edersiniz. Zamanla kaybolacaktir,
gönlünü ferah tut. Ebeveynlik ömür boyu süren, paha biçilemez değerde olan, en temelde bolca sabır ve bilinç gerektiren, her türlü duyguyu barındıran müthiş bir yolculuk… Kıymetini bilmek dileğiyle! 🙂

İçime sular serpildi 🙂
Masal uydurmama kararımın arkasında durmaya devam 😉
Sevgiler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir